12 Ekim 2012 Cuma

Karadeniz gezisi; Sümela manastırı, Ayder yaylası,Uzungöl





Trabzon’dan sonra ki durağımız Sümela manastırı. Aslında niyetimiz arabayı aşağıda bırakıp manastıra yürüyerek çıkmak ama yanımızda ki minikleri düşününce diğer ziyaretçiler gibi bizde gidebildiğimiz yere kadar araba ile gidip sonrasında yolun kalanını yürüyerek tamamlıyoruz. 




 Çocukların halini düşününce iyi ki onca yolu yürümemişiz diyorum. Hava zaten soğuktu yukarılara çıktıkça iyice üşüdüğümüzü hissediyoruz.







Buradan ayrıldıktan sonra Rize’ye doğru devam ediyoruz, geceyi Rize’de geçirip sabah erken saatlerde Ayder yaylasına çıkıyoruz.





Ayder yaylasında açık havada kahvaltı başka bir güzel geliyor, içilen sıcak çayla üşüyen bünyeler ısınıyor.





Karadeniz’in yeşilinde ki son durağımız olan Uzungöl’e varıyoruz. Sanki ne kadar çok fotoğraf çekersem o kadar çok hatırlarım bu güzellikleri gibi geliyor ve bu nedenle olsa gerek en çok fotoğrafı burada çekiyorum tüm gezi süresince…










Yolculuk boyunca yeşile ve yağmura doyuyoruz tabir yerindeyse… Gri bulutları, ormanları, yeşili, yol boyunca bize eşlik eden dereleri, yağmuru, hırçın dalgaları geride bırakarak yeniden gelebilmek ümidiyle uzaklaşıyoruz…










10 Ekim 2012 Çarşamba

Karadeniz gezisi; Keşap, Giresun kalesi




Gece vardığımız Giresun öğretmen evinde yer bulamayınca, en yakın ilçesi olan Keşap’a doğru yola çıkıyoruz. Bu defa işimizi şansa bırakmayıp gitmeden telefonla yer ayırttırıyoruz. Keşap-Giresun arası çok kısa olduğu için fazla vakit kaybetmeden varıyoruz. Karadeniz sahilinde bütün yerleşim yerleri birbirine çok yakın, zaten bu nedenle de bir hafta gibi bir sürede görülebilecek birçok yeri gezebiliyoruz.






Ertesi sabah temiz havanın etkisiyle Verda Su uykusunu almış olacak ki çok erken uyanıyor. Bahçede yeşillikler arasında kahvaltının ardından Giresun kalesine doğru yol alıyoruz.





Kale mutlaka gidilip görülmesi gereken bir yer, temiz ve bakımlı olması da ayrı bir güzel! Öğlen saatine yakın vardığımız için olsa gerek oldukça sakindi.






Hele de masmavi gökyüzü ve denizin kesiştiği manzarayı seyre dalmak anlatılmaz güzelliklerden…







Bıraksanız saatlerce kalabileceğim bir yer ama akılda Uzungöl, Sümela manastırı, Ayder yaylası olunca şehri araba ile dolaşıp, notlarımızdaki birkaç yeri ziyaret edip yola çıkıyoruz. Vakfıkebir’e uğrayıp ekmeklerimizi almayı unutmuyoruz, yolunuz düşerse sizde unutmayın.

 




Akçaabat da öğlen yemeği molası verip, piyaz mı daha lezzetliydi yoksa Akçaabat köfteleri mi karar veremiyoruz. Bunlarda tüm gezimiz boyunca çekebildiğim tek yemek fotoğrafı olarak kalıyor. Yol üzerinde ki duraklarımızda hayranlıkla izleyip, içimin huzurla dolmasına sebep camilerimiz… Rabbimin güzel isimlerinin yansımasını bir kez daha hatırladığım Trabzon Atatürk evinin bahçesindeki tabir yerinde olursa bin bir çeşit çiçek türü…
Vardığımız her durakta olduğu gibi burada da araba ile kısa bir şehir turu yapıp Sümela’ya çıkıyoruz.

 

8 Ekim 2012 Pazartesi

Karadeniz gezisi; Samsun, Ünye Kalesi, Boztepe, Ordu




Daha önce bir kaç defa gittiğimiz için eşimin Samsun’daki işlerini halledip vakit kaybetmeden yola koyuluyoruz. Zamanımız kısıtlı olduğu için niyetimiz bir an önce görmediğimiz yerlere, Karadeniz’in yeşiline varmak!





Yola çıkmadan önce eşim gideceğimiz şehirlerdeki gezip-görülecek yerler listesini hazırladığı için ilk durağımız olan Ünye kalesine doğru çıkıyoruz. Kısa bir tereddütten sonra yol üzerinde böyle harika manzaralar görünce devam ediyoruz.


 






Ünye kalesine vardığımızda biraz hayal kırıklığı yaşıyoruz. Anladığımız kadarıyla kale fotoğrafladığım birkaç kareden ibaret.





Dediğim gibi yol üzerindeki güzellikler için bile kaleye çıkılabilir.





Ünye’ye adım attığımızda kurduğumuz ”emekli olunca buraya yerleşiriz “ hayalini sonraki günlerde her kuytuda karşılaştığımız nem, yağmur ve gri bulutlar nedeniyle unutuyoruz…Gezimiz boyunca sahil yolundan ayrılmıyoruz, Karadeniz’in hırçın dalgaları eşlik ediyor arka koltukta oturan miniklerin seslerine. Orduya varmadan Boztepe’ye çıkmak daha mantıklı geliyor ve tepeden hayranlıkla Ordu’yu seyre dalıyoruz.






Teleferiğe adım attığım ilk anda ki korkunun yerini sonradan heyecan alıyor.Şehri teleferikten izlemek bir başka güzel…





Boztepe’den seyre doyum olmaz ama yağmurun başlamasıyla kısa bir Ordu turu yapıp gün geceye kavuşmaya başlarken yola çıkıyoruz, Giresun’a varmak niyetiyle…








2 Ekim 2012 Salı

HATAP tam buğday unu ve tam buğday unlu pankek




Tam buğday unu; buğdayın kepek, ruşeym ve endosperm’inin tamamını içeren beyazlatılmamış undur.Köy unu, kara un, esmer un gibi isimlerle de anılır. Tam buğday unları Sodyum, Demir, B6 Vitamini, Pantothetic Asid, Folacin, Fosfor, Magnezyum, Bakır ve Çinko bakımından daha zengindir. Kullanılan buğdaya göre %11-%13 arasında protein oranına sahiptir ve raf ömrü çok kısadır. Serin bir yerde ya da buzdolabında muhafaza etmek gerekir. Besleyici değeri daha yüksek olan tam buğday unu fındıksı bir lezzete sahiptir.
Sağlık Bakanlığı Resmi sitesinde yer alan bilgilendirmeye göre, tam buğday unundan yapılan ekmeğin, bazı kanser türleri, kalp-damar hastalıkları, yüksek tansiyon ve diyabet gibi kronik hastalıkların riskini büyük ölçüde ortadan kaldırdığı bildirildi. Ayrıca tam buğday unundan yapılmış ekmeğin, daha fazla tokluk sağladığı, böylece günlük alınan enerji miktarını ve obezite oluşma riskini azalttığı da ifade edildi.

Tam buğday unundan yapılan ekmeğin faydaları;

  • Şişmanlığı önlemeyi, kilo vermeyi sağlar.
  • Kabızlığı giderir, kalın bağırsak kanseri riskini azaltır.
  • Şeker hastalığını kontrol altında tutar.
  •  Kan basıncı ve kolesterolün yükselmesini önler.
  • Kanser ve kalp hastalıkları risklerinin azaltılmasında yardımcı olur.
  •  Antioksidan etkisi ile katarakt, romatizma ve bazı alerjilerin oluşumunu yavaşlatır, tedavisini kolaylaştırır.





Yukarıda saydığım nedenlerden dolayı son yıllarda tam buğday unu ve tam buğday unundan yapılan hamur işlerini tüketmeye çalışıyorum. Kurabiyesi, ekmeği, bazlama, poğaça ve krepleri harika oluyor. Evde tam buğday unundan kendi yaptığınız ekmeğin, kurabiyenin vs. tadında ki farkı hemen hissedeceğinizden eminim. Fotoğraftaki pankekleri buradaki tarife kabartma tozu ekleyip beyaz un yerine de tam buğday unu kullanarak yaptım. Sizlerde kahvaltıda lezzetli ve besleyici bir pankek hazırlamak isterseniz tarif için buraya tıklayabilirsiniz.

1 Ekim 2012 Pazartesi

Yumurtalı haşlanmış patates kavurması




Patates salatası ya da herhangi bir hamur işi için patates haşlayacağım zaman mutlaka tencereye birkaç tane fazla ekliyorum ki ertesi gün sabah kahvaltısına yumurtalı patates yapabileyim. Haşlanmış patatesiniz varsa bir kaç dakika da hazır olabilen çok pratik ve büyük küçük herkesin gözdesi bir tarif.



Malzemeler:

  • 3–4 adet haşlanmış patates
  • 2 yumurta
  • Sıvıyağ
  • Tuz
  • Toz kırmızıbiber (isteğe bağlı)
Hazırlanması:

  • Haşlanmış patatesleri küp doğrayın.
  • Teflon tavaya sıvıyağ, tuz ve patatesleri ilave edip birkaç dakika kavurun.
  • Bir kâsede yumurtaları çatalla iyice çırpın.
  • Kavrulan patateslerin üzerine yayın ve yumurtalar piştikten sonra karıştırıp ocağı kapatın ve sıcak olarak servis yapın.

Not. İsterseniz de önce çırpılmış yumurtayı yağda pişirin ve daha sonra doğranmış patatesleri, tuzu yumurtaların içerisine ilave edip karıştırın. Her iki yöntemle de güzel oluyor, istediğiniz gibi yapabilirsiniz. Ama ben patatesleri önce biraz kavurunca daha lezzetli oluyor diye düşünüyorum::))))

LinkWithin

Blog Widget by LinkWithin

View My Stats