3 Temmuz 2010 Cumartesi

İstanbul yolculuğu....






Yarın sabah bir süreliğine ailemin yanına İstanbul'a gidiyoruz!Kısacık tatilimize tüm isteklerimizi sığdırabilmeyi umuyorum....Dönüşte görüşmek üzere,sevgiyle kalın!












2 Temmuz 2010 Cuma

Yolculuk 2. Bölüm; Hatay (Antakya)





Antakya’ya vardığımızda havanın kararması ve çok rüzgârlı olmasına çocukların uykusu da eklenince yol üzerinde gördüğümüz çay bahçesinde çay içme fikrinden vazgeçip kalacağımız yere gidip yerleşiyoruz.

 




Pazartesi sabahı erkenden kalkıp kahvaltımızı ettikten sonra kısa bir şehir turu yapıp, not aldığım bilgilerden yararlanarak etrafı tanımaya çalışıyoruz.


 


 
Uzun çarşı ve sevgili Nazife’nin tavsiyesiyle Habib-i Neccar camisini geziyoruz. Camiyi çok beğeniyoruz.






Uzun çarşıdan almak istediğim bazı malzemeleri alıyorum, daha sonra anlıyorum ki Hatay’ın yöresel ürünlerinin tamamını buradan oldukça uygun fiyatlara temin edebilmek mümkün.

 





























Habib-i Neccar cami





 

 Daha sonra Nazife’nin önerdiği gezilecek yerler listesinde bulunan Harbiye’ye doğru yola çıkıyoruz, merkeze çok yakın olduğu için kısa sürede ulaşıyoruz. Harbiye kaynak suyundan yararlanılarak küçük küçük şelalelerden oluşturulmuş güzel bir yer. Yemek yemek için çok sayıda yer var, isteğinize göre bir tanesini seçip mandalina ve incir ağaçlarının altında yemeğinizi yiyip etrafı dolaşabiliyorsunuz. Su o kadar soğuk ki içerisinde çok fazla duramıyorsunuz zaten.




 

Yemek olarak genellikle kendi yetiştirdikleri alabalık, adana kebap ya da Hatay’ın yöresel yemeklerinden humus, babagannuş vb. sunuluyor. Sanırım dışarıdan malzeme getirerek, masa kiralayıp piknik de yapılabiliyor. Bir de çocuklarla gidecekseniz yanınıza yedek kıyafet almanızı öneririm, benim gibi suyla oynamayı seven bir kızınız varsa ihtiyacınız olacaktır.







Kıyas yapabilmek için özellikle humus’un tadına bakmayı istiyordum. Kendi yaptığım ve blogda tarifini verdiğimle kıyasladığımda oradakinde daha fazla tahin kullanıldığını görmüş oldum. Babagannuş ise o kadar acıydı ki yalnızca tadına bakabildim. Alabalık için ise Verda Su bile yediğine göre lezzetliydi diyebilirim. Adana kebap ise kesinlikle Adana da yediğimizin lezzetini ve sunumunu yakalayamıyor.









Harbiye’yi de gördükten sonra vakitsizlikten Samandağ’ına uğrayamıyoruz ve Hatay’ dan ayrılıp İskenderun’a doğru yola çıkıyoruz.

İskenderun’da bloğa eklemek için fotoğraf çekmeyi unutuyorum::)).Havanın sıcaklığına rağmen dondurma yerine künefeyi tercih ediyorum::))).Künefenin pişmesini beklerken açık havada masmavi denizi seyrediyoruz.Ablası yanı başımızda ki parkta oynarken Verda Su babasının kucağında etrafa gülücükler dağıtıyor.Künefe güzel pişmiş,şerbetinin kıvamı iyi ayarlanmış.Bol peynirli bir künefe bekleyen beni hayal kırıklığına uğratan tek nokta içerisinde ki incecik peyniri oluyor::))



İstikamet Adana üzerinden Aksaray - Tuz Gölü – Ankara - Çorum!


Not: Bir sonra ki yolculuk İsanbul!

LinkWithin

Blog Widget by LinkWithin

View My Stats